Bir Egelinin Gözünden Kahramanmaraş ve Gaziantep
Üniversite
öğrencilerinin yabancı olmadığı bir durum vardır: Vize haftasından sonra
yapılan gayrı resmi tatil… Ben bu tatili kuzenim, adaşım, ağabeyim Muzaffer
Karataş’ın yanına gitmek için kullandım.
KAHRAMANMARAŞ
Camiden
çıkıp Kahramanmaraş’ı kahraman yapan kahramanın, Sütçü İmam’ın türbesine
gittik. Mütevazı bir türbeydi. Kuzenim hayal ürünleri olan Batman ve Superman’e
süper kahraman dediklerini bizim gerçek süper kahramanlarımızın olduğunu ama
değerlerinin bilinmediğini söyledi. Haklıydı, onlar canlarını hiçe sayan
insanlardı diğerleri ise kurşungeçirmez, üstlerinde acayip kıyafetleri olan
kurmaca şeylerdi. Türbenin arkasında çok büyük bir çınar ağacı vardı ve üç kişi
saramadık çınarın gövdesini. Çınarın yanında küçük bir cami, birde kapısının
önünde şadırvan olup olmadığını anlayamadığımız etrafında tabureler olan küçük
bir havuz vardı. Cami 15. y.y.’da inşa edilmiş olmasına rağmen hala ibadete
açıktı.
Türbeden
çıkıp Maraş Kalesine gittik. Şehri tepeden izledikten sonra meşhur Maraş
dondurmasını yemeye Yaşar Pastanesi’ne geçtik. Hani o hepimizin bildiği marka
MADO var ya, işte bu pastaneden çıkmış bir marka. Duvarları koleksiyonluk
eşyalar ve devlet büyüklerini ağırladıkları zaman çektikleri fotoğraflarla
doluydu ve çok spesifik bir yerdi. (Orijinal Maraş dondurması keçi sütünden
yapılıyormuş. İlk defa yiyenler keçi sütü koktuğundan ve konsantre olduğundan
genelde zorluk çekiyorlarmış. Ben midesiz bir adam olduğum için rahatlıkla
yedim ama bıçakla kesilip çatalla yeniyor. Yani fiziksel olarak hayli zor bir
dondurma.)
Kuzenimle evden çıktık ve şehrin
dışında kalan Alleben Gölet’ine gittik. Kalabalıktı. Belki bombadan haberleri
yoktu belki de rutinlerini bozmak istememişlerdi. (Mangal Gaziantep halkı için
vazgeçilmez bir aktiviteymiş ve birçok aile her pazar mangal yapmak için mesire
alanlarına giderlermiş.) Şaşırmıştım çünkü yüzlerce kamelya ve çoğunun yanında
belediyenin yaptığı mangallar vardı. Anlayacağınız Gaziantep insanının suya ve
mangala olan merakı hayli fazlaydı.Gaziantep parkları aslında çok
spesifik parklar. Mesela Alleben Göleti set çekilerek yapılmış bir gölet.
Biyolojik Park bir ormanın içine yapılmış ve yine ortasına yapay bir şelale
konmuş hatta Manavgat Şelalesini
andırmıyor değil. Şahinbey Parkı içinde parkın
bir ucundan diğer ucuna gitmenizi sağlayan bir teleferiğe sahip aynı zamanda
İstanbul’daki Miniatürk parkındakilere benzer küçük maketler var.
Ertesi gün yoğun bir gün oldu. Pazartesi
gece yarısında dönecektim ve gezebildiğim kadar gezmek istiyordum. Gezmeyi
hedeflediğimiz yerler Gaziantep çarşısı ve tabi ki Zeugma Müzesiydi.Önce çarşıya gittik kısa bir süre
gezdikten sonra meyan kökü şerbeti dağıtan bir şerbetçi gördük. Kuzenim daha
önce içip içmediğimi sordu. İçmemiştim. Hemen adama dönüp bir bardak istedi.
Şerbetçi buyurun hayır dedi ve bizden para almadı. (Meğer orda belli bir miktar
para verip seyyar satıcılara adınıza hayır yaptırabiliyormuşsunuz. Aslında bu
Türkiye’nin her yerinde olan bir durum ama Gaziantep’te hayli fazlaymış.) Bir
yudumu tam içemeden bardağı bıraktım.Tadı alışık olmayan insanlar için
gerçekten kötü.
Çarşı sokaklarında gezerken
kuzenim birden burada dur bir fotoğrafını çekeyim burası çok güzel bir yer
dedi. Arkama dönüp baktım Tahmis Kahvesi (1635) yazıyordu. Yine çok spesifik
bir yere gelmiştik. İçeri geçtik ilk dikkatimi çeken şey yaşlı amcaların kâğıt
oyunu oynuyor oluşuydu ama aileler de vardı. Biraz şaşırdım. Aslında mahalle
kahvesindeki gibi kart oyunları, okey ve tavla oynanabiliyordu ama aileler de
rahatlıkla gelebiliyordu. Üst kata geçtik, kuzenim benim için menengiç kahvesi
tavsiyesinde bulunduktan sonra kendisi Türk kahvesini söyleyip kenara çekildi.
Yine acayip bir tat geliyordu, anlamıştım. Üstelik meyan kökünden hemen sonra…
Kahvelerimiz geldi ve menengiç kahvesini yudumladım. Tarif edemeyeceğim bir
tadı vardı. Ne güzeldi ne de çirkin. Aromalı bir kahveydi. MUTLAKA
DENEYİN.
Çarşıda gezmeye devam ediyorduk ve ünlü bakırcılar çarşısına gelmiştik. Neredeyse her dükkânda bakırı işleyen veya üzerine bir şeyler kazıyan insanlar vardı. El sanatlarının devam ettiğini görmek o kadar mutlu etti ki beni anlatamam.Çarşıdan çıktık ve Bey Mahallesine gittik. Antep’in ilk yerleşim yerlerinden olan mahallenin dar sokakları ve eski stil estetik evleri beni iki yüz yıl öncesine götürdü. Mahallenin ilginç bir hikâyesi de var. Ulu Önder Mustafa Kemal Antep’in Kurtuluş Savaşı’ndaki üstün başarısını görünce Antep’e bir jest yapar ve nüfus kaydını Antep Bey Mahallesine aldırır. Bey mahallesinde ise şimdi bir Atatürk Müzesi ve Oyuncak Müzesi var.
Sıra
Zeugma müzesine gelmişti.Turnikelerden
geçtikten sonra müzenin içine hiç bakmadan soldaki odaya geçtik ve 12 dakikalık
üç boyutlu tanıtım filmini izledik. (Bunu mutlaka yapın) Müzeyi gezmeye
başladık, Gerçekten mozaikler harikaydı. Her biri tek tek döşenmiş devasa
mozaikler vardı. Tabii heykeller de. Özellikle Mitolojik Yunan Tanrısı Mars’ın
metal heykeli o kadar güzeldi ki… Uzun bir sütunun üstünde güzel bir
ışıklandırmayla gelenleri selamlıyordu. Mozaiklerde hikâyeler vardı. Hem
hikâyelerini düşünüyordum hem de “Vay be nasıl döşemişler bunu tek tek?”
diyordum. Artık sıra o ünlü mozaik Çingene Kızı’na gelmişti ama göremiyordum.
Her yere bakıyordum ama o yoktu. Kuzenime nerede olduğunu sordum. Bana karanlık
bir koridor gösterdi. Birlikte girdik labirent gibiydi birkaç kere koridorun
içinde bir sağa bir sola döndükten sonra kapkaranlık bir odada yalnızca Çingene
kızının yüzü vardı. Davetkar bir bakışla yanına çağırıyordu adeta. Birkaç
dakika onu izledik ve dışarı çıktık.
Karnımın
acıktığını artık iyice hissediyordum. Meğer beni bir sürpriz bekliyormuş:
Patlıcan Kebabı. Fırına gittik eti kebabı aldık ama hemen yanında bir de kasap
vardı kebap orada hazırlanmış. (Gaziantep’te neredeyse bütün kasaplar ve
fırınların yan yanaymış.) Eve geldik ve sonunda yemek yiyebilecektik. Ama
patlıcan kebabı yemek dünyanın en zahmetli işiymiş. Önce patlıcanın içini
sıyırmalı sonra üstündeki köftelerini dilimlemeli istersem domates ve biberle
zenginleştirip yemeliymişim. Ha bir de bütün bunları karıştırıp özel ekmeğinin
içine dürmeliymişim. Bütün bunları tamamladım ve tam yerken ekmeğin her
yerinden sular akmaya başladı. Kuzenim ve yengem bana artık Gaziantepli
olduğumu ve aslında dirseklerine kadar kirlenenler olduğunu söyledi.
Gitme
vakti yaklaşıyordu garaja bir saat erken geldik ve kuzenimle muhabbet etmeye
başladık. Tam da bu sırada bana blog açmamı ve yazı yazmamı tavsiye etti. Zaten
bir şeylerle uğraşmak istiyordum ve bu fikir beni çok heyecanlandırdı. Hemen
orada yazabileceklerimi düşünmeye başladım ve Kayseri’ye döndüğümde ilk işim
bir yazı yazmak oldu.
KAHRAMANMARAŞ
Kayseri’den
yola çıktım. Bir müddet gittikten sonra beni çok şaşırtan bir şey oldu. Ben bir
Egeli olarak büyük ormanların sadece Ege ve Karadeniz ‘de olduğunu düşünürdüm
ama yol büyük dağların arasından gidiyordu ve dağların zirveleri çıplak
etekleri çam ağaçlarıyla doluydu. Keresteciler yol kenarına kerestelerini
istiflemişler ve fotoğrafçılar için harika bir kare oluşturmuşlardı.
![]() |
| Adülhamit Han Camii |
K.Maraş
otogarında beni kuzenim ve İsa Ağabey karşıladı. Oradan İsa Ağabey’in
babaannesinin evine geçtik ve çok acayip bir şey gördüm. Masanın üstünde çerez
tabağı, kurabiye tabağı ve içinde patates cipsine benzer şeyler olan bir tabak
duruyordu. Fabrikasyon olmadığı belliydi ama kusursuz bir görüntüsü vardı. Çok
hoşuma gitmişti. Biraz utanarak parmağımla işaret ettim. Gülümsediler ve
tarhana kurusu olduğunu söylediler. Bir tane alıp tadına baktım. Tek başına
güzel değildi ama yanında yoğurt olsa enfes olacağına eminim.
Babaanneyle
vedalaştıktan sonra Abdülhamit Han Camii’ne gittik.(Camii)
Türkiye’nin en büyük 3. camisiymiş ve yalnızca halkın bağışlarıyla yapılmış. İçinde aynı anda 10 bin kişi ibadet edebiliyormuş.) Bana İstanbul’daki camileri anımsattığını söylediğimde İsa Ağabey caminin mimarının İstanbul’daki Çamlıca Camii’nin mimarlığını da yaptığını söyledi.
Türkiye’nin en büyük 3. camisiymiş ve yalnızca halkın bağışlarıyla yapılmış. İçinde aynı anda 10 bin kişi ibadet edebiliyormuş.) Bana İstanbul’daki camileri anımsattığını söylediğimde İsa Ağabey caminin mimarının İstanbul’daki Çamlıca Camii’nin mimarlığını da yaptığını söyledi.
![]() |
| Sütçü İmam Türbesi |
![]() |
| Yaşar Pastanesi |
Kısaca
Kahramanmaraş: Denizsiz bir batı şehri gibi ve içinde iç anadolu insanları
yaşıyor.
GAZİANTEP
K.Maraş’tan
akşam saatlerinde Gaziantep’e geçtik. Ve şehre girer girmez K.Maraş’ a göre
daha gelişmiş bir şehir olduğunu fark ettim.
Kuzenimle yaklaşık bir senedir görüşemiyorduk ve yorgun olmamıza rağmen gece geç saatlere kadar muhabbet edip dertleştik.
Ertesi sabah Pazar sabahıydı ve sonunda evde pazar kahvaltısı yapabilecektim. Yengem ve annesi uyandığımda çoktan kahvaltıyı hazırlamışlardı o an hissettiklerimi hissetmeniz mümkün değil. Kahvaltıyı yapıp televizyonu açtım 1 Mayıstı ve haberlerde Gaziantep’te bomba patlatıldığını üstelik 2 kişinin şehit olduğunu öğrendim. Söylenecek bir şey yoktu. Terör yine masum canları almış arkasında dul kadınlar, gözü yaşlı analar ve öksüz çocuklar bırakmıştı.
Kuzenimle yaklaşık bir senedir görüşemiyorduk ve yorgun olmamıza rağmen gece geç saatlere kadar muhabbet edip dertleştik.
Ertesi sabah Pazar sabahıydı ve sonunda evde pazar kahvaltısı yapabilecektim. Yengem ve annesi uyandığımda çoktan kahvaltıyı hazırlamışlardı o an hissettiklerimi hissetmeniz mümkün değil. Kahvaltıyı yapıp televizyonu açtım 1 Mayıstı ve haberlerde Gaziantep’te bomba patlatıldığını üstelik 2 kişinin şehit olduğunu öğrendim. Söylenecek bir şey yoktu. Terör yine masum canları almış arkasında dul kadınlar, gözü yaşlı analar ve öksüz çocuklar bırakmıştı.
Kuzenimle evden çıktık ve şehrin
dışında kalan Alleben Gölet’ine gittik. Kalabalıktı. Belki bombadan haberleri
yoktu belki de rutinlerini bozmak istememişlerdi. (Mangal Gaziantep halkı için
vazgeçilmez bir aktiviteymiş ve birçok aile her pazar mangal yapmak için mesire
alanlarına giderlermiş.) Şaşırmıştım çünkü yüzlerce kamelya ve çoğunun yanında
belediyenin yaptığı mangallar vardı. Anlayacağınız Gaziantep insanının suya ve
mangala olan merakı hayli fazlaydı.Gaziantep parkları aslında çok
spesifik parklar. Mesela Alleben Göleti set çekilerek yapılmış bir gölet.
Biyolojik Park bir ormanın içine yapılmış ve yine ortasına yapay bir şelale
konmuş hatta Manavgat Şelalesini
Ertesi gün yoğun bir gün oldu. Pazartesi
gece yarısında dönecektim ve gezebildiğim kadar gezmek istiyordum. Gezmeyi
hedeflediğimiz yerler Gaziantep çarşısı ve tabi ki Zeugma Müzesiydi.Önce çarşıya gittik kısa bir süre
gezdikten sonra meyan kökü şerbeti dağıtan bir şerbetçi gördük. Kuzenim daha
önce içip içmediğimi sordu. İçmemiştim. Hemen adama dönüp bir bardak istedi.
Şerbetçi buyurun hayır dedi ve bizden para almadı. (Meğer orda belli bir miktar
para verip seyyar satıcılara adınıza hayır yaptırabiliyormuşsunuz. Aslında bu
Türkiye’nin her yerinde olan bir durum ama Gaziantep’te hayli fazlaymış.) Bir
yudumu tam içemeden bardağı bıraktım.Tadı alışık olmayan insanlar için
gerçekten kötü.
Çarşı sokaklarında gezerken
kuzenim birden burada dur bir fotoğrafını çekeyim burası çok güzel bir yer
dedi. Arkama dönüp baktım Tahmis Kahvesi (1635) yazıyordu. Yine çok spesifik
bir yere gelmiştik. İçeri geçtik ilk dikkatimi çeken şey yaşlı amcaların kâğıt
oyunu oynuyor oluşuydu ama aileler de vardı. Biraz şaşırdım. Aslında mahalle
kahvesindeki gibi kart oyunları, okey ve tavla oynanabiliyordu ama aileler de
rahatlıkla gelebiliyordu. Üst kata geçtik, kuzenim benim için menengiç kahvesi
tavsiyesinde bulunduktan sonra kendisi Türk kahvesini söyleyip kenara çekildi.
Yine acayip bir tat geliyordu, anlamıştım. Üstelik meyan kökünden hemen sonra…
Kahvelerimiz geldi ve menengiç kahvesini yudumladım. Tarif edemeyeceğim bir
tadı vardı. Ne güzeldi ne de çirkin. Aromalı bir kahveydi. MUTLAKA
DENEYİN.Çarşıda gezmeye devam ediyorduk ve ünlü bakırcılar çarşısına gelmiştik. Neredeyse her dükkânda bakırı işleyen veya üzerine bir şeyler kazıyan insanlar vardı. El sanatlarının devam ettiğini görmek o kadar mutlu etti ki beni anlatamam.Çarşıdan çıktık ve Bey Mahallesine gittik. Antep’in ilk yerleşim yerlerinden olan mahallenin dar sokakları ve eski stil estetik evleri beni iki yüz yıl öncesine götürdü. Mahallenin ilginç bir hikâyesi de var. Ulu Önder Mustafa Kemal Antep’in Kurtuluş Savaşı’ndaki üstün başarısını görünce Antep’e bir jest yapar ve nüfus kaydını Antep Bey Mahallesine aldırır. Bey mahallesinde ise şimdi bir Atatürk Müzesi ve Oyuncak Müzesi var.
![]() |
| Çingene Kızı |
![]() |
| Mars Heykeli |
![]() |
| Patlıcan Kebabı Deneyimim |
Şuan saat 04.05 ve ben bu yazıyı
yarına yetiştirme telaşındayım. Ve uykusuz kalsam da bunun verdiği haz paha
biçilemez.
Üç günlük hızlandırılmış kültür değişimi ve maddi manevi rehberliğin için çok teşekkür ederim kuzen.
Üç günlük hızlandırılmış kültür değişimi ve maddi manevi rehberliğin için çok teşekkür ederim kuzen.
Vet. Muzaffer Aydın







Yorumlar
Yorum Gönder